Avusturya ve Türkiye AGİT krizini geride bırakmıştır

Tacan İLDEM 17.01.2012
Avusturya ve Türkiye AGİT krizini geride bırakmıştır

Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) nezdinde Daimi Temsilcisi olan, 2006-2009 yılları arasında da NATO nezdinde Daimi Temsilcilik görevini yürüten Büyükelçi Tacan İldem, AGİT’in geleceğini ve Genel Sekreterlik seçim sürecini, Avrupa’da yükselen ırkçılık ve İslamofobiyi, Yukarı Karabağ ve Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen sözde soykırımın inkarını yasaklayan kanun teklifi, Türkiye’nin AB üyelik perspektifine ilişkin gelişmeleri ZAMAN’a değerlendirdi. İldem, Avusturya ile yaşanan AGİT Genel Sekreteri seçim krizine ilişkin, ‘‘Seçim süreci artık geride kalmıştır. Avusturya ile Türkiye AGİT içinde yakın bir işbirliği içindedirler. Avusturyalı meslektaşım verimli bir işbirliği ilişkisi içinde olduğum bir muhataptır.’’ ifadelerini kullanarak krizin geride kaldığı mesajını verdi.

Tacan İldem, AGİT’in, bir dizi güvenlik meselesinin üst düzeyde ele alınmasına imkan sağlayan bir diyalog forumu olduğunu belirtti. İldem, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’dan 56 katılımcı Devlet vatandaşı bir milyardan fazla insanın barış, istikrar ve demokratik bir ortamda yaşamlarını sürdürmeleri için çaba harcayan bir işbirliği platformu olarak AGİT’in dünyanın en büyük bölgesel güvenlik örgütü olduğunu ifade etti. İldem, uzmanlık kuruluşları, birimleri ve alan misyonlarıyla ortak güvenlik üzerinde etkisi olan terörizm, iyi yönetişim, enerji güvenliği, insan kaçakçılığı, demokratikleşme, medya özgürlüğü ve azınlık hakları gibi pek çok konuyu ele aldığını hatırlattı.

“AGİT’in sürüncemede kalmış ihtilafların çözümü alanında bir başarı hikayesine ihtiyacı vardır”

Büyükelçi İldem, AGİT’in siyasi-askeri, ekonomik-çevre ve insani olmak üzere üç farklı boyutta ve kimi zaman üç boyutu da ilgilendiren konulardaki faaliyetleriyle kendini belli eden özgün yapısıyla “kapsamlı güvenlik” bakımından önemli bir katma değer sağladığını vurguladı. İldem, bununla birlikte AGİT’in zaman zaman etkinliğinin sorgulanabildiğini hatırlatarak, bu tür eleştirel değerlendirmelerin nedenlerini değerlendirdi. İldem, 1999 yılında düzenlenen İstanbul Zirvesi’nde AGİT’in bölgesinde mevcut ihtilafların barışçıl çözümünde temel bir Örgüt olma vasfının teyit edildiğini, ancak kendisine çözüm için çaba harcaması görevi verilen sürüncemede kalmış ihtilafların çözümünün ne yazık ki aradan geçen uzun zamana rağmen mümkün olamadığını, dolayısıyla AGİT’in kendisinden beklenen işlevler açısından inandırıcılığını muhafaza edebilmesi için söz konusu ihtilafların çözümüne katkısının görüleceği bir başarı hikayesine ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

‘‘Yukarı Karabağ sorununun çözümsüz kalmış olması örgütün inandırıcılığına gölge düşürmektedir’’

Büyükelçi İldem, bu bağlamda, Yukarı Karabağ sorununa işaret ederek‘‘Örneğin 20 yılı aşkın bir süredir sergilenen çabalara rağmen Yukarı Karabağ sorununun çözümsüz kalmış olması örgütün inandırıcılığına gölge düşürmektedir. Yakında 20nci kuruluş yıldönümünü idrak edecek Minsk Grubu’nun bugüne kadarki çalışmalarına ilişkin gerçekçi bir değerlendirme ışığında geleceğe dönük bazı sonuçlar çıkarılmalıdır.’’ ifadelerini kullandı.
İldem gelişen süreçle ilgili ‘Her ne kadar Minsk Grubu Yukarı Karabağ sorununun çözümü çabalarında bir referans noktası ise de şurası bir gerçek ki Grup son yıllarda atıl haldedir. Çabaları ne kadar takdir edilse de Eş başkan ülkelerin (ABD, Fransa ve Rusya Federasyonu) çözümü sağlayacak adımlar atılmasında başarılı olamadıkları görülmektedir. Dolayısıyla geçtiğimiz yirmi yılın muhasebesi yapılırken bölgesel işbirliğinin itici güç olacağı yeni fikirlere, yeni yapıcı girişimlere ihtiyaç olduğu görülmelidir. Azerbaycan topraklarının işgal altında olduğu statükonun kabul edilmez niteliği üzerinde herkes birleşmektedir. Bu durumun kabul edilemeyeceğini herkesin daha yüksek sesle dile getirip, çözüm yönünde tarafları teşvik etmesi gerekmektedir. Sorunun çözümü yönünde atılacak somut adımlar bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesinin yolunu açacak, tüm ülkelerin yararına hizmet edecek bir bölgesel işbirliği dinamiğini harekete geçirecektir. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Minsk Grubu, referans noktası olma vasfına uygun şekilde gerçek anlamda faal hale getirilmelidir. Bunun yolu da sanırım Minsk grubunda sadece eş başkanların çabalarına odaklanmakla kalmayıp, Minsk Grubu üyesi ülkelerin katkılarıyla çözüm sürecine ivme kazandırmaya çalışmak olmalıdır’’ sözlerini kullandı.

“AGİT Genel Sekreterliği seçimi geride kalmıştır. Avusturya ile AGİT’te yakın işbirliği içindeyiz”

AGİT’in daha etkin olabilmesi için katılımcı Devletlerin Örgütü sahiplenmesine ve siyasi angajmanına ihtiyaç bulunduğunu belirten Büyükelçi İldem “Bazen AGİT, katılımcı Devletlerin başkentlerde yeterli ölçüde üst düzey siyasi ilgiye mazhar olmayabiliyor. Nedeni, bir grup ülkenin, özellikle demokrasi ve insan hakları konularında, AGİT’i diğer bir grup ülkeyi eleştirecek bir platform olarak görmesi ve kullanmaya çalışmasıdır. Ne yazık ki bazı ülkelerin tepeden bakan ve bir nevi ders verir bir üslupla yönelttikleri sert eleştirilerden rahatsızlık duyan diğer bazı katılımcı Devletlerde örgütün faaliyetlerine katkı bakımından gerekli olan siyasi angajman iradesi zayıflamaktadır’’ dedi.

Türkiye’nin Viyana’nın doğusu ve batısı arasında köprü rolü oynayan bir ülke olduğunu belirten İldem, demokrasi ve insan hakları alanında kat ettiği mesafe ve AB üyelik sürecinde bir ülke olarak bir yandan Viyana’nın batısındaki ülkelerin beklentilerinin bilincinde, ancak Viyana’nın doğusundaki ülkelerin de hassasiyetlerinin idrakinde olarak iki kesimi de ortak bir gündemde buluşturabilecek bir konumda olduğunu vurguladı. Böyle bir ortak gündeme ihtiyaç duyulduğu bir dönemde bir Türk Genel Sekreterin AGİT çalışmalarına olumlu ve yapıcı katkıda bulunabileceği inancıyla geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen seçim sürecine bir aday göstermek suretiyle katılındığını hatırlattı.

Avusturya’nın adayı Plassnik’in veto edilmesine ilişkin sorumuzu Büyükelçi İldem şöyle yanıtladı: ‘Seçim sürecinin başlangıcında Dönem Başkanlığı ve ilgili katılımcı Devletlerle paylaştığımız beklenti, sürecin adil ve şeffaf bir biçimde ilerletilip sonuçlandırılması ve seçim sürecinde hiçbir katılımcı Devletin veto yöntemine başvurmayacağı bir “centilmenler” anlayışının geçerli olmasıydı. Ancak adayımızın sadece Türk vatandaşlığına sahip olması nedeniyle iki katılımcı Devletin vetosuna maruz kalması beklentimiz olan anlayışın geçerli olmadığını bize gösterdi. O noktadan sonra Türkiye’nin siyasi gerçeklik gereği daha farklı hareket etmesi beklenemezdi. İlk başta, biraz bilgi eksikliğinin de etkisiyle, bize eleştirel bakanlar, veto müessesesini seçim sürecinde ilk işletenlerin Türkiye dışındaki katılımcı Devletler olduğunu anlayınca bize yönelik eleştirel tutumlarını gözden geçirme gereğini hissetmişlerdir. Önemli olan veto yöntemine Genel Sekreterlik seçim süreçlerinde başvurulmamasına ilişkin bundan sonraki seçimler için tüm ülkelerce benimsenmesidir. Adayımızın seçilememiş olmasına üzgünüz. Ancak AGİT konularında bilgi ve deneyim birikimine sahip Lamberto Zannier’in bu makama seçilmiş olmasından memnunuz. Geçtiğimiz Kasım ayında Türkiye’yi ziyareti sırasında kendisine en üst düzeyde desteğimiz ifade edilmiştir. AGİT Genel Sekreterliği adaylığında beklentimizin gerçekleşmemiş olması bizi AGİT çalışmalarına katkıda bulunmak iradesinden uzaklaştırmış değildir. Türkiye AGİT içerisinde önemli bir ağırlığa sahip, sözüne ve görüşüne her zaman öncelikle başvurulan bir ülkedir. Öte yandan, seçim süreci artık geride kalmıştır. Avusturya ile Türkiye AGİT içinde yakın bir işbirliği içindedirler. Avusturyalı meslektaşım verimli bir işbirliği ilişkisi içinde olduğum bir muhataptır.”

“Irkçılık, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık acilen ve ciddiyetle mücadele edilmesi gereken bir tehdittir”

Büyükelçi Tacan İldem’e göre Viyana’nın batısındaki ülkeler insani boyut konularına biraz hiyerarşik ve seçici bir anlayışla yaklaşıp, odaklandıkları konularda sonuç almaya çalışıyorlar. Bu ülkelerin dijital medyada fikir özgürlüğü sağlanması ve gazetecilerin güvenliği gibi konulara AGİT’in insani boyutunda öncelik verdiğini belirten İldem, ‘Bu konuların önemi yadsınamaz. Ancak bu boyutta önemini hissettiren konuları bunlardan ibaret görmeye imkan yoktur. Zira bugün AGİT coğrafyasına baktığımızda, Viyana’nın batısındaki ülkeleri de derinden etkileyen ırkçılık, ayrımcılık, hoşgörüsüzlük, yabancı düşmanlığı, İslamofobi gibi üzerinde acilen ve ciddiyetle durulması gereken bir tehdit söz konusudur’ dedi.

Kendilerinin bu konuları gündeme getirdiğinde Viyana’nın batısındaki ülkelerin türlü gerekçelerle bu konuları arka plana itmeye çalıştıklarını belirten İldem, ‘Biz bu durumu Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun da son defa Vilnius’ta düzenlenen AGİT Bakanlar toplantısında ifade ettiği gibi genelde Avrupa güvenliğini ve özelde tek tek bireylerin yaşamlarını ilgilendiren ciddi bir tehlike olarak görüyoruz.’ ifadelerini kullandı.

Viyana’daki ofisinde Zaman’a konuşan İldem, Avrupa’nın içinden geçtiği mali kriz ve yükselen işsizliğin ötekileştirilmeye tabi tutulan yabancılar yönünden ayrımcı ve ırkçı bir ortamın oluşmasına yol açtığını kaydetti.

Yükselen ırkçılığı ‘toplumları tehdit eden, bireylerin yaşamlarına kast eden ciddi bir tehlike’ olarak niteleyen İldem,‘Gazetecilerin güvenliği ve dijital medya nasıl önemli insani boyut konularıysa hoşgörüsüzlük, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi de aynı ölçüde ciddiyetle üzerinde durulması gereken meselelerdir. Bunlara zamanlıca ve hak ettikleri dikkatle eğilmezsek geçtiğimiz yaz aylarında Norveç’te vuku bulan müessif terörist saldırıların da ortaya koymuş olduğu gibi saldırıların gerçekleştiği ülkelerin kendi vatandaşlarının güvenliğini de tehlikeye sokar. Yine 9 vatandaşımızı kaybettiğimiz Almanya’da ırkçılığın neden olduğu terörist saldırılar da keza Batı toplumlarının ders çıkarması ve tedbir alması gereken tehlikeye işaret etmektedir. Irkçı saiklerle yakınlarını hunhar saldırılarda kaybetmiş olanların yakınlarının ölümünün müsebbibi gibi şüpheli olarak daha sıcağı sıcağına olayın şokunu ve acısını yaşadıkları sırada güvenlik ve adli makamlarca sorgulanmaları da keza çarpık bakış açısını gösterir niteliktedir. Konuyu, ilgili uluslar arası örgütler yanı sıra AGİT’de de gündemde tutmakta ve gerekli duyarlılığı pekiştirecek ve bu alanda kararlar alınmasının yolunu açacak şekilde kararlılıkla ve ısrarla meseleyi takip etmekteyiz.” dedi.

“Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen yasa teklifi uluslar arası ifade özgürlüğü standartları bakımından endişe verici bir gelişmedir”

Büyükelçi Tacan İldem İrlanda Dönem Başkanlığı’nın teklifi ile Güvenlik Komitesi Başkanlığı’nı 2012 yılında üstlenmiş bir isim. Güvenlik konularında önemli bir isim olan İldem, Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen yasa teklifine ilişkin olarak da şunları söyledi: “Bir Avrupa Birliği üyesi ülke zamanında karikatür krizinde ‘fikir özgürlüğü mutlaktır. Bu özgürlük kutsal değerler ve semboller söz konusu olsa bile sınırlandırılamaz diyordu. Bu defa Fransa Ulusal Meclisi soykırım iddiasının inkarını suç sayacak bir düzenlemeye gitmekte beis görmüyor. Burada fikir özgürlüğü ayaklar altına alınabiliyor. Temennimiz Senato’da konunun görüşülmesi ve oylanması sırasında aklıselimin galebe çalmasıdır “dedi. İldem, AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatoviç’in, Fransa Ulusal Meclisi’ndeki oylama sonrasında yaptığı açıklamada bu durumu uluslar arası ifade özgürlüğü standartları bakımından endişeyle karşıladığını belirtmiş olmasını önemli bulduğunu kaydetti.

Terör konusunda geçmişte alınan tüm kararları konsolide edecek bir karar taslağının alt yapısının hazır olduğunu belirten İldem, Vilnius’ta çıkarılamayan ve diğer tasarılara kurban gittiğini söylediği taslağı Dublin’deki toplantıda çıkarmayı amaçladıklarını söyledi.

“AB geleceğe dönük vizyon oluştururken tartışmalara Türkiye’yi katabilmelidir”

Türkiye’nin AB sürecinde çok fazla temelsiz önyargılar olduğunu belirten ve üyelik statüsünün alındığı dönemde Hollanda Krallığı nezdinde Büyükelçi olarak görev yapan Tacan İldem ‘büyük ölçüde bilgi eksikliğinin neden olduğu önyargıların ve korkuların sağlıklı bir değerlendirmeye engel olduğu‘ tespitinde bulundu. İldem sözlerine şöyle devam etti:

‘‘Hollanda AB dönem başkanı olduğu 2004 yılında bağımsız araştırma kuruluşlarına yaptırdığı çalışmalarla Türkiye’nin AB’ye mali külfet getireceği, Türkiye Birliğe üye olduktan sonra Avrupa’nın Türklerin kitle halinde göçüne maruz kalacağı iddialarının temelsiz olduğunu ortaya çıkardı. Zannediyorum Avrupa ülkelerinin bu tür yersiz korkuları bertaraf edecek ev ödevini yapabilmesi yararlı olur. Ancak ne yazık ki devlet adamlığından ve liderlik vasıflarından yoksun kimi Avrupalı politikacılar tamamen kendilerine iç politikada puan getireceği umuduyla ve popülist bir söylemle yersiz korku ve kuruntuları kaşımayı tercih etmektedirler. Halihazırda geçirmekte olduğu mali krizde Avrupa Birliği’nin sahip olması gereken uzun soluklu stratejik bir siyasal vizyonla ve nesnel ölçülerle Türkiye’nin Birliğe üyeliğinin beraberinde getireceği avantajları değerlendirebilecek durumda olduğu kanaatinde değilim. Türkiye Avrupa tarihinin ve siyasetinin asırlardır parçası olmuştur. AB’nin süratle aşmasını temenni ettiğimiz mali krizden çıkma yollarını ararken ve geleceğe dönük vizyon oluştururken bu tür tartışmalara Türkiye’yi de dahil etmesi akılcı olur. Türkiye’nin AB’ye olduğu kadar AB’nin de Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu görmesi özellikle küresel bir oyuncu olma iddiasındaki AB bakımından önem taşımaktadır’’

“Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun önceliği eğitimdir”

Tacan İldem, Avrupa’da yaşayan Türklerin yaşadıkları topluma uyumu konusunda ise şunları söyledi: ‘1960’lı yılların başında ekonomik gerekçelerle işgücü açığını kapamak isteyen Avrupa ülkeleri, Türkiye’den misafir olarak getirdikleri işçilerin ihtiyaç sona erdiğinde ülkelerine dönmeyip kalıcı hale gelebileceklerini düşünmediler. Dolayısıyla 1980’lerin ortalarına kadar ciddi bir entegrasyon politikası belirleyip uygulamış değillerdir. Son 25-30 yıllık süre zarfında ise, bu ülkelerde büyük özveriyle yaşayıp, alın teriyle toplumda yer edinmiş ilk kuşak Türklerin yerini iyi eğitim almış, donanımlı genç kuşakların aldığını ve toplumda hak ettikleri yerlere gelerek rol modelleri olduklarını memnuniyetle görmekteyiz. Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk toplumunun önceliği eğitim olmalıdır. Önemli olan zor ekonomik koşullarda ortaya çıkıp güçlenebilen yabancı düşmanlığı ve ayırımcılık tehlikesini tahriklere kapılmadan serinkanlı bir yaklaşımla göğüsleyebilmektir.” dedi. İnsanların beraberinde getirdiği kültürel değerleri koruma ve geliştirme iradesine sahip olmalarına saygı duyulmasının evrensel bir anlayış olduğunu vurgulayan Büyükelçi Tacan İldem uyum konusundaki görüşlerini ise şu ifadelerle açıklıyor:

‘‘Bireylerin vatandaşlığını aldıkları ülkeye sadakat duygusuyla bağlı olmaları gerektiğinde tereddüt yoktur. Keza yaşadıkları ülkenin yasalarına, kamu düzenine saygılı olmaları, o ülkenin dilini öğrenmeleri ve kullanmaları da yaşamlarının gereğidir. Ancak bir Türk genci vatandaşı olduğu ülkeye bağlı olup gurur duyarken, ebeveynlerinin anavatanlarından getirdikleri değerleri korumaya çalışıyorsa buna da saygı duyulması gerekir. Uyum insanların korumak istedikleri değerlere saygıyı beraberinde getirir. Esasen entegrasyon ile evrensel insan hakları ile de bağdaşmayan asimilasyon arasındaki fark da bu yaklaşımda yatmaktadır.’’

Seyit Arslan
Viyana